Asteroitler ve Kimyasal Yapıları

Güneş Sistemi’nin sayıca en bulunan fazla üyeleri olan irili ufaklı milyonlarca asteroit için; “yıldız olamamış, gezegen olamamış, hiçbir şey olmayı becerememiş, bundan ötürü de ‘kaya parçaları olarak kalmış yığınlar, sistemin çöpleri, molozları, enkazları” isimlerini verebiliriz.

Yukarıdaki tanım oldukça güzel bir tanım ve bir o kadar da sempatik. Güneş sistemimizde birden fazla astreroit kuşağı bulunmakta. Hatta asteroit kuşakları oldukça yaygın yapılar mesala Saturn Sistemi(Satürn, Satürn’ün uyduları ve bunun gibi Satürn’ün kütle çekim küvveti ile görünmez bir bağ ile bir arada bulunan gökcisimleri) de minyatür bir Güneş Sistemi ve Satürn’ün halkaları da bir asteroit kuşağı olarak algılanabilir. Bu hiç şüphesiz Fizik ve kütle çekimi ile ilgili. Mesala güneş sisteminin çeşitli bölgelerindeki asteroit kuşağı olarak tabir edebileceğimiz(Satürn Sistemi ve bunun gibi diğer bölgeler kast edilmekteyim. Kuiper Kuşağı da pek çok asteroitten meydana gelmiştir. Çeşitli örnekler çoğaltılabilir.) yerlerine baktığımızda sistemlerin iki ayrı kütle çekim kuvveti etkilerinin bir ortak merkezinde yer aldıklarını görürüz. Burada belli büyüklüklerde asteroitler her zaman bulunur. Bu büyüklüklerin üzerine fazla asteroit görümlesi pek muhtemel olmamak ile beraber istisnalar vardır. Bunun başlıca nedeni ise fazla gökcisimlerinin bu ortak kütle merkezinin olduğu bölgede parçalanmadan uzun süre durmayacağıdır.

Saturn from Cassini Orbiter (2004-10-06).jpg

By NASA/JPL/Space Science Institute – JPL Photojournal (image link), Kamu Malı, Link

Mesala Satürn gezegenin halkasının eskiden tıpkı Dünya’nın uydusu olan Ay gibi bir uydu olduğu ancak kütle çekim kuvveti etkisi ile parçalandığı düşünülmektedir. Güneş sistemimizdeki Asteroid Kuşağı’nın da eskiden bir gezegen olduğu bu varsayımla söylenebilir.

Asteroidler Gezegenlerin Kimyasal Özelliklerini Taşır

Bu başlıktan kastım eğer eskiden gezegen iseler o zaman gezegenlerin pek çok kimyasal özelliklerini de bünyelerinde halen barındırıyor oluşlarıdır.

Peki, bu asteroit denilen cisimlerin her gün arka bahçede ve yolda gördüğümüz kayalardan farkı ne derseniz, üç çeşit asteroit tipinden bahsedebiliriz. Karbonlu, silikatlı ve metalik. Bir asteroitin şekli ve bileşimi, ne zaman neyden meydana geldiğiyle ve herhangi bir çarpışma geçirip geçirmediği ile oldukça bağlantılı.

Yukarıda belirtilen özelliklerde karbonlu, silikatlı ve metalik kimyasal özellikler arasında ben, en önemlisinin metalik kimyasal özellikler gösterenler olduğunu düşünüyorum. En azında gezegen bilimi açısından baktığımızda en önemlisi bu özelliktir diye düşünüyorum. Çünkü bu gün tüm gezegenlerin saf demir çekirdeklere sahip olduğu düşünülmektedir. Bu büyük ihtimal böyledir çünkü kütle çekimi bakımından her şey yerli yerine oturtulup hesaplamalar yapıldığında eksik kalan bölüm gezegenlerin merkezidir ve herşeyin şuan olduğu gibi olması ve bu düzende devam etmesi için bu merkezlere sadece demir elementi yerleştirilirse kütle çekimsel düzen şuan olduğu şekliyle olacaktır. Yani buradan anlayacağımız kimse yerin bilmem kaç altına inip de demir çekirdekle karşılaşmış değildir. Bulgular ve ince hesaplamalar demir çekirdek teorisinün çok büyük ihtimalle doğru olduğunu göstermektedir.

asteroit

Bu teori kuramsal hale ise asteoritlerin kimyasal özelliklerine bakılarak getirilebilir görüşündeyim. Çünkü asteroitler minik gezegenler ve/veya parçalanmış gezegenler ise mutlaka merkezlerinden de yapı içereceklerdir yani büyük ihtimalle demir bulunduracaklardır.

Asteroidlerin Kimyasal Özellikleri Nasıl İncelenir?

Bu soruya verilecek pek çok cevap bulunmakta. En pratik cevap ise astrofizik. Astrofizik yansıyan ışığın içine derinlemesine bakılarak yansıyan yerdeki elementlerin tespit edilebilmesi demektir. Bu konu son derece ayrıntılı ve oldukça zor anlaşılır olduğu için üstün kötü geçiyorum. Sadece yansıyan yerdeki elemenlerin astrofizik ile tespit edilebilebileceğini bilmeniz yazımızın konusu için yeterli.

Astrofizik ile göktaşlarını incelemek düşük maliyetli ancak çok da verimli olmayan bir yol olur diye düşünüyorum. Çünkü bir göktaşından yansıyan ışığın uygun araçlarla yakalanması gerek.

İkinci yöntem olarak ise hem maliyetli hem uzun vadeli ama çok çok daha kesin sonuç verecek verecek olan göktaşının üsetine bir sondaj uydusu indirmek var. Bu geçen yıllarda yapıldu ama uydunun sorun çıkardığı haberi geldi.

Bu yöntem asteroitlerin kimyasını incelemede oldukça kesin sonuç veren bir yöntem. Çünkü gönderilen uydu yani araç pek çok kimyasal analiz cihazını üzerinde barındırmasının yanında bir de delik açıp göktaşının biraz daha içerisine bakabilir. Bu da kimyasal analiz sonuçlarında çok büyük kesinlik sağlayacaktır. Çünkü göktaşının bir kütlesi olduğu için yakınındaki ve dolanım sırasında taradığı alandaki tozları üzerine çekeceği için katman katman olacaktır. Bu astrofizik gözlemleri sırasında sadece çarpışma ve parçalanma olayları sırasında engellenebilecek bir durumdur. Bir asteroitin uygun çarpışma yapma yapması da zor sayılabilir bir durum olacaktır. En azından insanların tespit etmesi zor bir durum olacaktır(uzayda çarpışmalar olmaktır). Asteroitin üzerine bir sondaj uydusu indirmekse bunu daha kesin metodlara indirgeyecektir.

Bu gibi pek çok yöntem ile göktaşının demir içerip eçermediğine bakılabilir, diğer pek çok element için araştırma yapılabilir ve güneş sistemi ile ilgili yeni teoriler ortaya çıkıp, varolan teorilerin kuramsallığı tespit edilebilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s